A TEXT POST

iki kadın bir adam

-Çok seviyorum abi.

Dedi. Sesi titriyordu, ağladı ağlayacak nerdeyse. Kafasını kaldırdı, yüzüme baktı,  gözleri dolmuştu. Tekrar kafasını eğdi.

-Abi, çok seviyorum. İkisini birden çok seviyorum.

-Oğlum hasta mısın sen. Aynı anda iki kadını birden bu kadar çok nasıl sevebilirsin.

-Bilmiyorum ama ikisine birden deliler gibi aşığım.

Evet, anladığınız gibi 20 yıllık arkadaşım Sami hastalıklı bir şekilde iki kadına birden aşık olmuştu. Ama öyle böyle bir aşk değil. Adam her iki kızı da Mecnun’un Leyla’yı sevdiği gibi seviyor. Nasıl bir şey bu anlamıyorum. Ama herif 20 yıllık arkadaşım mecbur dinlemek zorundayım.

-Hangisini daha çok seviyorsun peki?

-İkisini de aynı seviyorum. Birbirlerini tamamlıyorlar. Seren, ah Seren. Uzun boylu, atletik yapılı, sert mizaçlı. Hani, erkek gibi kız derler ya aynı o şekil. Oturmasını kalkmasını bilir. Aşırılıkları yoktur. Evinden işine gider işinden evine gelir. Hiç sokaklarda dışarılarda görmedim. Arada bir arkadaşlarıyla dışarı çıkar ama geç olmadan evine döner. Bu kız sevilmez mi? Aşık olunmaz mı bu kıza şimdi abi? Söyle bana.

-Tamam işte süper kız, tam evlenilecek kız. Diğerini niye karıştırıyorsun işe.

-Offff. Of diğeri. Of Esra. Abi dedim ya tamamlıyorlar birbirlerini diye. Esra da tam bir kadın. Ben dişiyim diye bağırıyor. Balıketi dolgun vücutlu. Giyinmesini, makyaj yapmasını çok iyi biliyor. Yemeyi, içmeyi sever. Güzel mekanlara gitmeye bayılıyor. Sapsarı saçlar, o mavi gözler, o bembeyaz ten,o bakışlar. Peki buna ne dersin abi. Bu kıza aşık olunmaz mı?

-Hastasın oğlum sen. Valla ben ne diyeceğimi bilmiyorum. Seç aralarından birisini git onunla ne yapacaksan yap. Daha da kafamı karıştırma benim.

-Yok abi.

-Ne yok.

-Seçim yapmayacağım.

-Nasıl yani?

-İkisine de açılacağım.

-Tabi ya. En güzeli. Git açıl dök içindekileri. İkisini de nasıl sevdiğini anlat. Onlarda senin hasta ruhlu biri olduğunu öğrensin… Hem iki kadınla birden geçinmek kolay mı sanıyorsun sen. Ben birisini idare edemiyorum. Valla malı, mülkü, dükkanı sattırırlar sana haberin olsun.

Dedim. Ama Sami oralı değildi kararını vermişti. Gözlerinden belli oluyordu. Manyak herif ikisine de açılacaktı…..

Ertesi gün sabah 10 gibi kapım çaldı. Gelen Sami. Çok şık giyinmiş.

-Hadi abi gidiyoruz.

-Nereye?

-Seren’in çalıştığı eczaneye.

Hazırlandım ve çıktık. Eczane çok uzakta değildi yürüyerek gittik. Sami yol boyunca kendi kendine bir şeyler mırıldandı. Eczanenin önünde durduk. Hala bir şeyler mırıldanıyor, ellerini ovuşturuyordu. Yüzü heyecandan bembeyaz kesilmişti.

-Sami!

-E-evet a-abi. 

-Hadi git ne konuşacaksan konuş.

-T-tamam.

Sami içeri girdi. Biraz ortalıkta dolandıktan sonra tezgahın bir ucuna gitti. Seren de o tarafa geldi. Sami ellerini ovuştura ovuştura kafası öne eğik bir şeyler anlatmaya çalışıyordu. Bayıldı bayılacak. Dikkat ettim, Seren hiç kızmış sinirlenmiş gibi durmuyordu. Hatta hafif bir tebessüm vardı yüzünde. Neden sonra Sami dışarı çıktı.

-Ne oldu? Dedim.

-Burası tamam abi. Şimdi Esra’yı görmeye gidiyoruz.

-Nasıl tamam ya? Ne söyledin kıza?

-Boş ver abi hadi gidelim.

Esra da yakında bir kuafördeydi. Sami yol boyunca mırıldanmaya devam etti. Kuaföre geldik. Sami hemen içeriye daldı. Herhalde heyecanı üzerinden atmıştı. Derhal Esra’nın oturduğu koltuğa yöneldi. Kendinden daha emindi. Bu sefer konuşma daha kısa sürdü Sami’nin hareketleri de daha rahattı. Dışarı çıktı.

-Tahmin ettiğim gibi bu daha kolay oldu. Dedi.

-Eee ne oldu tamam mı şimdi? İki kız da sevgilin mi şimdi?

-Hayır abi, o kadar kolay olur mu hiç.

-E ne konuştun peki?

-İkisini de aynı anda şık bir restoranda yemeğe davet ettim. Esra böyle şeylere alışkın olduğu için rahattım. Seren daha mutaassıp, o yüzden zorlanırım sandım ama o kadar da zor olmadı.

-Ne zaman buluşacaksınız?

-Yarın akşam 9’da.

Ne yapmaya çalışıyordu hiç bilmiyorum ama git gide daha da heyecanlı olmaya başlamıştı. Ne yapacağını soracaktım ama çok acelesi olduğunu söyleyip kaçtı. Giderken arkasından bağırıp gidecekleri restoranı öğrendim. Sami’ye destek olmak için ben de orada olmalıyım. Ayrıca merakımı da gidermem lazım.

Ertesi gün akşam 8:45 de restorana gittim. Seren gelmiş, tek başına masada bekliyordu. Esra daha yoktu. işin ilginç yanı Sami de ortalarda yoktu. Bir süre sonra Esra’ da göründü, kırıta kırıta masasına geldi ve yerleşti. Aradan 10 dakika geçmesine rağmen Sami hâla gelmemişti.

Benim oturduğum masa onların masalarına göre yukarda kalan balkonda olduğu için her şeyi net olarak görebiliyordum. 
Bir süre sonra garson ilk önce Seren’in masasına yanaştı ve bir not bıraktı. Seren notu görünce yüzü düştü. Sanki o heyecanı gitmişti ama yine de menüyü aldı ve sipariş verdi.

Ardından aynı garson Esra’nın masasına yaklaştı ve ona da bir not bıraktı. Esra sinirlendi. Garsona sinirli bir şeyler söyledi, kalkar gibi oldu ama vazgeçti. O da menüyü alıp siparişini verdi.  
Yemeklerini yemeye başladılar. Garson masaların etrafında fır dönüyordu. Sadece iki masayla fevkalade ilgileniyor diğer masalara yaklaşmıyordu bile. Bu olay kızların da dikkatini çekmişti. Neden sadece iki masayla ilgileniliyordu ve neden her iki masada da birer bayan vardı? 
Esra ilk başta Seren’in masasına kaçamak bakışlar atıyordu. Seren, Esra’nın bakışlarıyla birkaç defa karşılaştı ve hemen gözlerini diğer tarafa ya da masaya, yemeğine çevirdi. 
Bir süre daha bakıştıktan sonra Esra garsonu çağırdı. Seren’i göstererek kulağına bir şeyler fısıldadı. Ardından, garson da Seren’in kulağına bir şeyler fısıldadı. Seren hiçbir şey demedi ama yüzü kıpkırmızı oldu.

Esra artık kaçamak bakışlar atmıyor doğrudan Seren’e bakıyordu. Seren’in kıyafeti çok dekolte değildi ama kaslı kolları ve güçlü bacaklarının bir kısmı açıktaydı. Esra da bunları süzüyordu, garsona bir el işareti yaptı ve garson fırlayıp bir kadeh şarap getirip Seren’in masasına bıraktı. Seren ne olduğunu anlamadan Esra onun masasına geldi yan koltuğuna oturdu. 
Seren kafasını iyice masaya gömmüştü ama Esra çok rahattı. Mini eteğiyle bir İtalyan oturuşu sergiliyordu.  Esra sürekli bir şeyler anlatıyor ama Seren hiçbir şey söylemiyor sadece Esra’nın dediklerini onaylarmış gibi başını sallıyordu.
Birkaç dakika sonra Seren, artık başını masadan kaldırmış, iki eliyle şarap kadehine sarılmış, şarabın tadına alışık olmadığından, suratını ekşiterek ufak yudumlar alıyordu, ayrıca gözleri sık sık Esra’nın bacaklarına ve göğüslerine kayıyordu. Bir süre sonra muhabbetleri iyice koyulaştı.  
Seren şarabın etkisiyle iyice rahatlamış ve içini dökmeye başlamıştı. Esra da sandalyesini Seren’in kine iyice yaklaştırmış ve elini beline dolamıştı. Masadan artık kahkahalar yükseliyordu.

Ki Sami bir anda restoranın kapısında belirdi.

İçeri girip kızların masasına yöneldi. Ben de onu yakalamak için yerimden fırladım. İçimden bir ses Sami’nin çok büyük bir hata yapmak üzere olduğunu söylüyordu. Sami kızların birbirleriyle yakınlığını görünce sırıtmaya başladı ve adımlarını hızlandırdı. Masaya  ulaşmasına 2 metreden az kalmıştı ki kolundan yakaladım.

-Sami dur!

-Vay, abi merakına dayanamayıp sen de geldin değil mi? Nasıl planımı beğendin mi?

-Sami, cesaretini takdir ediyorum. Planını da anladım sanırım, ama olaylar istediğin gibi ilerlemedi. Kızlar……

-Nasıl ilerlemedi abi? Bak işte tam tahmin ettiğim gibi birbirleriyle iyice kaynaşmışlar. Büyük ihtimalle benden bahsediyorlar. Bırak beni gidiyorum!

Kolunu hızla kendine çekti ve masaya doğru seğirtti.

-Dur! Diye arkasından seslendim ama dinlemedi. Ne olur ne olmaz diye bende masanın yakınlarında bir yere konuşlandım.

-Merhaba bayanlar.

Dedi Sami suratında salak bir sırıtışla. Kızlar kafalarını kaldırdılar ve Sami’ye baktılar. İkisi birden benzer bir şaşırma tepkisi verdi. Söze ilk Esra girdi. Kızgın bir şekilde.

-Neredesin sen ya. Bekletiyorsun beni bu saate kadar!

Esra’nın dediklerini duyan Seren şaşırdı.

-Nasıl yani? Seni de mi bu adam davet etti?

Bunu duyan Sami’nin yüzü bir anda beyaza döndü. Daha sonra sinirlendi ve neler olduğunu anlamak için gözleri garsonu aradı. Tabi ki ortalarda garson falan yoktu.

Sanırım Sami, garsona, kızlara vermesi için notlar bırakmıştı. Belirli aralıklarla bu notları kızlara verip onların Sami’den hoşlanmalarını sağlayacaktı. Tabi ki böyle aptal bir şeyin kesinlikle olmayacağı aşikar idi. Bunu planlarsa, ancak Sami gibi bir salak planlardı ve bunu ancak en az kendisi kadar salak bir garsona yaptırabilirdi. Bu durumun sonucunu tahmin etmek hiç zor değil. Ancak kızların Sami’nin istediği şekilde yan yana oturması en ilginç nokta olmuştu. Sami’nin kafası çok karışmıştı, garson yaptığı plana uymamıştı.  Ancak, neden kızlar yan yana oturuyorlardı ve arkadaş olmuşlardı?
Sami’nin ufak beyni bu sorularla uğraşırken kızların ona bakışları iyice kötüleşmeye başlamıştı.

Sami ne yapacağını ne diyeceğini bilemiyordu. Bir Serene dönüyor ona bir şeyler anlatıyor, ardından Esra’ya dönüp bir şeyler saçmalıyordu.

Seren bir anda ayağa fırladı.

-Ne ayaksın birader sen! Diye bağırdı.

 Ve Sami’ye doğru bir tekme savurdu.  Ancak Sami kedi gibi geriye sıçradı ve tekmeden kurtuldu.

(Bu arada söylemeyi unuttum, Sami ileri seviye bir Kung-Fu ustasıdır.  Arkadaşlığımız da aynı dojoya gitmemizden kaynaklıdır. )

Ancak dikkatimi başka bir şey çekti, Serenin tekmesi hiç öyle bir kız tekmesi gibi değil. Aksine güçlü bir Taek-Won-Do tekmesiydi. Olaylar iyice garipleşmişti. Tam olaya müdahale edecekken kolumdan birisi yakaladı.

-          Dur evladım. Bu bir tesadüf olamaz. Dur ve seyret.

Kolumdan tutan yaşlı bir dedeydi.  Şaşkın bir şekilde “Tamam”  dedim. Zaten gidemezdim çünkü dede kolumu öyle bir tutuyordu ki; yaşlı bir adamın o kadar güçlü ellere sahip olması hiç doğal değildi. Şaşkınlıktan aptal oldum ve en iyisinin dedenin öğüdüne uymak olduğuna karar verdim.

Bu arada Seren, Sami’yi kovalamaya devam ediyordu. Sami de şaşırmıştı. Seren’in attığı tekmeler Sami’ye baya zor anlar yaşatıyordu. Bu arada gözüm Esra’ya ilişti. Esra eteğinin zaten derin olan yırtmacını sonuna kadar ayırmış dikkatli bir şekilde Sami’yi takip ediyordu. Sami ise pür dikkat Seren’in tekmelerinden kaçmaya çalışıyordu. Derken bir anda Esra, Sami’nin ayaklarına daldı ve Sami’yi kaldırdığı gibi yere çarptı. Bu da Tackle dediğimiz, mükemmel sergilenmiş bir Combat Ju Jitsu hareketiydi. Sami yerde tavana bakarak yatıyordu. Çok acısı yok gibiydi, ama şaşkınlıktan sersemlemişti. Bir anda Seren’in topuğunu havada görünce kendine geldi ve yuvarlanarak tekmeden kurtuldu. Kaçmanın işe yaramayacağını anlamıştı ve karşılık veriyordu. Sonuçta karşısında iki tane yetenekli savaş sanatçısı vardı. Seren’in tekmelerine artık alışmıştı ve onlarla başa çıkabiliyordu. Ancak Esra’nın ani tackle’ları işini çok zorlaştırıyordu. Esra’nın etkili bir tackle’ı sonrasında yerden kalkması uzun sürmüş ve kolunu Esra’ya kaptırmış, fena bir şekilde kilitlemişti. Ancak Sami kollarını omuzlarından istediği zaman çıkartabiliyordu. Bu şekilde Esra’nın kilidinden kurtuldu. Hatta kurtulmakla kalmadı ve Esra’nın göğsüne güçlü bir tekme atarak onu etkisiz hale getirdi. Sanırım Esra’nın göğüsleri o kadar büyük olmasaydı daha çok zarar görebilirdi. Yere düşen Esra’yı gören Seren daha da sinirlendi. Ancak siniri yüzünden tekmelerini daha dengesizşeşti. Sami artık Seren’in tekmelerinden çok rahat kaçıyordu. Ancak bir türlü uzun bacaklarından fırsat bulup yaklaşamıyordu. Beş dakikanın ardından Seren artık yorulmuştu. Tekmeleri eski hızını kaybetmişti. Sami bu fırsatı değerlendirdi ve Seren’e yarım metre kadar yaklaşık çift avuç içi tekniğiyle onu da yere serdi.  Tam bana dönüyordu ki,  yanımdaki dede bir anda sanki Sami’nin yanına ışınlandı ve ensesine bir yumruk atıp yere serdi. 

Bana döndü.

-          Ve sen evladım artık sende bu hikayenin bir parçasısın dedi.

Ne yaptı ne etti anlamadım ama bir anda gözlerim karardı, kendimi yerde buldum.